Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Evrenin İlahi Dili - Uyanış adlı kitap

Okurken düşünmemi, kendimden bir şeyler bulmamı sağlayan insanın doğası, evrenin işleyişi üzerine düşünmeyi teşvik eden güzel bir kitap. Kitapta kendi yaşadığı bunalımlı süreçlerden, bu süreçleri atlatırken nasıl bir yol izlediğinden bahsediyor yazar Bülent Gardiyanoğlu. Başkalarını mutlu ederek yaşadığı hayatın, bir çok kayıpla bir anda alt üst olması sonucu altında kaldığı yoğun düşüncelerden nasıl bir çıkış yolu bulduğundan, rahatlamak ve kendini daha iyi hissetmek için yapılması gerekenlerden bahsediyor. İnsanın hayattaki varlığını, yaşam amacını sorgulaması, acılardan nasıl ders alması gerektiği gibi derin konular üzerine değerlendirmeler yapılıyor. Yaş ilerledikçe işini, yaşantısını, olduğu konumu sorgulayan pek çok insanın kendini iyi hissetmesini sağlayacak bir kitap. Kitabın sonunda okuyanın kendini değerlendirmesi ve farkındalık kazanması için formlar verilmiş, yazarak kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak bir bölüm olmuş. Yazmak ve okumak; kişinin kendini anlama sürecinde...

Karanlık ve Aydınlık

Gözlerimiz kamera gibi neye çevirirsek ona odaklanır ve kaydeder. Herkesi görürüz de kendimizi görmekten aciziz. Özellikle de yüzümüzü görmek için başka araçlara ihtiyaç duyarız.  Bir olayı yaşarken o anın derinliği ve yükselen duyguların bulanıklığı içinde bazı şeyleri algılayamayabiliyoruz. Bulutlar biraz dağılınca zihnimiz netleşmeye başlıyor, biraz zaman biraz sakinlik ve uzaklaşmanın ardından doğru düşünmeye başlıyoruz.  Etraf karanlıkken göremeyiz, o an her şey korkunç ve belirsiz gelebilir. Ve o karanlığı kötü olarak adlandırırız. Kızarız, değiştirmek isteriz.  Aynı karanlık bazen saklanmak için iyidir. Bazen fotoğrafın güzelliğini ortaya çıkaran güzel bir fon olur.  Geceleri yeni güne hazırlayan perde olur. Uyuyup dinlenmek için, yeniden toparlanmak için vesile olur.  Işığın güzelliğini ve önemini anlamamız için zıddını görmeye ihtiyacımız vardır.  Aslında ışığı oluşturan karanlıktır. Karanlık olmasa aydınlık da olmazdı. Aydınlığın önemi...

Bugün Yepyeni Bir Gün

Her yeni gün yeni bir sayfa açıyorken hayatımızda, biz önceki sayfaları okumuş, ezberlemiş biri olarak hepsinin yüküyle yazıyoruz yeni sayfaları da. Dün kime kızmışsak, kimi seviyorsak, neyden etkilendiysek hepsini doldurup heybemize bugünü de onlarla birleştirerek bakıyoruz yeni gelişmelere. Sanki düne kadar olan her şeyi kaydettiğimiz bir gözlük var ve o gözlükle o kayıtların arasından bakıyoruz. Öyle olunca da şu an olan şeyleri dünün lekesiyle görüyoruz. Tek başına bir anlam ifade etmiyor dünle anlam kazanıyor yeni olaylar. Biliyoruz ki bugün olan burada kalmayacak yarına ve sonraki günlere taşımacak. Bunun ağırlığı ve sorumluluğu ile yazışıyoruz. Bazen bunu bilmek ağır geldiği için kaçıyoruz, inkar ediyoruz kendi içimizde. Ama biliyoruz ki yükümüz her geçen gün ağırlaşacak. Silinmiyor çünkü. Tüm sekmeler açık kalıyor. Dönüp dönüp bakıyoruz. Beyin bazılarını siliyor. Bazıları tekrar hatırlanmamak üzere gidiyor. Ancak unutsak da bir şeyler kalıyor geride. Belki bir iz be...

Parayla İlişkin Nasıl?

  Para tanımın nedir? Para senin için ne ifade ediyor? Parayla yaptığın ilk alışverişin nasıldı? Parayla ilgili tekrar ettiğin cümleler neler? Photo by Igal Ness on Unsplash Kişinin parayı tanımlayışı, parayı nasıl gördüğü parayla ilişkisini belirler. Maddeye, bedene, anneye ve kadınlığa bakışı paraya bakışı hakkında bilgi verir. Parayla ilk teması ve parayla ilgili anıları da parayı kullanma şeklini etkiler. Para zor kazanılır, para zor zamanlar içindir, para bize gelmez, ancak çok çalışırsak, topraktan kazanırsak zengin oluruz, para elinin kiridir, çok para kirli olur, para hemen biter, para bizi bozar  gibi atalardan aktarılan ve kendi deneyimleriyle de desteklenen kısıtlayan inançları kişinin paraya bakışını ve parayı kullanma alışkanlığını etkiler. Sen parayla ilgili ailenden neler duydun? Neler gördün? Parayla ilgili seni etkileyen ne tür anıların var? Şimdi çok paran olsa ne yapardın? Mesele kaynaklarımızı nasıl kullanacağımız. Zamanını, enerjisini ve parasını saça...

Kaliteli dinlenme nasıl olmalı?

Zihnen ya da bedenen yorgun hissediğimizde dinlemek bize yeniden enerji verir, şarj olmamızı sağlar ve yeniden dengeye geliriz. Ancak kaliteli dinlenemediğimizde bir şeyler eksik gibidir. Bazen insanlar dinlendiğini zanneder ancak dinlenememiştir ve kalkıp yine işe koyulunca tükenmiş ve bitkin hisseder. Dinlenmek sadece yatmak ya da uyumak değildir. Ya da dinlenirken telefona bakmak zihnin aktif olmasına sebep olur. Her şeyde olduğu gibi dinlenmede de özenli olmak gerekir. İyi bir dinlenme nasıl olmalı? Aynı pozisyonda çalışıp bedenin katılaşması yorgunluğu arttırır. O yüzden ara verip esneme hareketleri yapmak; boynu, beli, bilekleri ve bedenin genelini esnetmek, hareket etmek aktif dinlenmedir ve yorgunluğu alır. Dengeli ve sağlıklı beslenmek. Aşırılıklardan kaçınmak. Kafein, şeker gibi bedeni yoracak etkenleri azaltmak. Su alımına ve nefes almaya özen göstermek. Masaj yaptırmak Duş almak Sevdikleriyle, arkadaşlarla görüşmek ve sosyalleşmek Yalnız kalmak. Bazen arkadaşlarla fa...

Bırak Yağmur Yıkasın Seni

 Sıcak bir sabaha uyanmışken bir anda başlayan ferahlatıcı yağmuru izliyorum şimdi. Başka bir konuda yazmak için oturmuştum ancak yağmurun hatırlattıklarıyla şöyle bir geçmiş turu yapıp geldim. En iyisi bu konuyu yazayım dedim. Eskiden yağmuru çok severdim. Yağmur yağdığında içimdeki hüzünleri, hazretleri, ağlama hissini sanki benim yerime ağlayıp onlar giderirdi. İçime su serptin deyimi de böyle bir hali anlatıyor olmalı. O sıralar yağmur içime su serperdi. Karadeniz’de yaşadığım için de bol bol yağmurla buluşurdum. Sonra Karadeniz’in bir köşesinde olsa da o kadar yağmur almayan Karabük’te çalıştım. Oranın havası kuru ve sert. Yazın yeşil ve güzel olsa da sonbahar ve kışta kurak bir iklime dönüşüyor. Fabrikanın savurduğu tozlar da her yere saçılıp is bırakıyor. Balkonlar hemen kirlenirdi. Açık camlardan giren siyah tozlar evi kaplardı. İnsanların cildini, burnunu kaplayıp kurutan tozları da tahmin edersiniz. İş yerinde küçük bir mescit vardı. Önde erkeklerin bölümünde pencere vard...

Yaşamak bir su gibi...

  Renkleri kucaklayabildiğimiz kadar içimize alırız hayatı, havayı soluyabildiğimiz kadar.  Yaşamı hissedebildiğimiz kadar var oluruz, Anları doldurabildiğimiz kadar özenli. Sevebildiğimiz kadar doldururuz kalbimizi, Alabildiğimiz kadar verilir, İnandığımız kadarını yaşarız, Bakabildiğimiz kadar görürüz, Anlayabildiğimiz kadar anlaşılırız, Dinleyebildiğimiz kadar dinleniriz. Yalnız kalabildiğimiz kadar içeriye açılırız, Kucaklayabildiğimiz kadar kucaklanırız. Kendimizden kendimize yansıyan aynaları okuyabildiğimizde kimseyle meselemiz kalmaz, kendimizden kendimizi görürüz. Alemi seyretmek için içimize, içimizi seyretmek için de aleme bakarız. Alem ademde gizli, adem alemde. Kendimizi tanımak ve geliştirmek için insanlarla iletişime ihtiyacımız var. Aynalar olmadan kendimizi göremeyen bir yapıdayız. Birliğin bütünlüğün içimizde yeşerttiği güzelliklerin bilgisini alabilmek; şu anda olabilmekle mümkün. Şu anda olabilmek de; bedenimizde burada yaşanan halin içinde olabilmekle mümk...

Yazı Yazarken Faydalı Olacak Bir Kaç Tavsiye

Yazı yazarken yaşadıklarımı ve süreçte iyi gelen tavsiyeleri paylaştığım yazımı okumak için linke tıklayınız. medium yazılarım

Kendini bulma yolculuğu

İnsanın kendine yolculuğu öylesine derin ki nereden nereye varacağını kestirmek hiç de kolay olmuyor. Yola çıkarken bazen derin bir karanlık beliriyor korkmadan adım atabilirsen karşına sürprizler çıkıyor. Ya da yolun sonundaki ışığı görüp hevesle ilerliyorsun ama bir türlü ışığa yaklaşamıyorsun. Her halükarda gidilecek yol belirsizliklerle ve sürprizlerle dolu. İlerlemek cesaret gerektiriyor. Yolu seçen sen olsan da bazen başkalarına kızıyorsun. Kendine kızdığını görmediğin, kendini suçladığını fark etmediğin uzun yolculuğun sonunda özrü de sevgiyi de kendine sunman gerektiğini fark ediyorsun. En çok sevmen gereken insan oyalandığın yerlerde değilmiş, en çok dinlemen gereken insan uzaklarda değilmiş. Senden sana gelmen yıllar alıyor bazen. Onca yolculuk, tüm gelgitler senin kendine gelmen içinmiş. Tüm sorunlar sorulardan doğarmış. Ne sorular geldi geçti, ne günler karanlıktan aydınlığa döndü. Sen aynı kişi değilsin. Hiç aynı olmadın ki. Seni senin istediğin şekilde bilsinl...

Geçip giden zamanları hu huu bir yerlerde bulsak

Bugün arkadaşım yıllar önce ona yazdığım bir notun resmini gönderdi. Geçmişten gelen bir duygu ve bugün gördüğümde iki anın toplamından ortaya çıkan duygular. Geçip gidenleri özlemek mi, değişmeyen bir şeyler olduğunu görmek mi, her şeye rağmen yaşıyoruz düşüncesi mi? Nedir insana eski bir nottan gelen ruh halini yaşatan. Notu yazan bendim, saklayan o. Anıları severim, anılar bırakmayı da severim. Yıllar geçse de orada kalan güzellikler ışığını saçar. Bir yandan da hüzün katar her geçen yıla. Son yıllarda o kadar şey değişti ki. Hayatımdan gidenler, katkı olanlar, içimden geçip gidenler ve ben diyorum hâlâ. O eski ben ve şimdiki ben arasında dağlar var. İnsan önce kendini olabileceği her hali kucaklayarak kadar sevebilmeli ki etrafındakileri de kucaklayabilsin. Neleri aştık, ne dağlar yol oldu, ne dereler topraklarla doldu, ne ulaşılmazlara ulaştık, ne yakınlar uzak oldu. Her şeye rağmen yaşamak güzel. Anlatacak hikayelerim bitmedi henüz... Candan Erçetin'in şarkısı gel...

Rutin bir hayat neler getirir?

Sürekli aynı saatlerde aynı şekilde yapılan şeyler zamanla yataylık, durağanlık getirir. Yatay negatiftir ve uzun süre negatifin devam etmesi kişinin hayatına pozitifi çeker. Aşırıya gidilen konuda zıddı doğmaya başlar. Pozitif; aktif, hareketli olandır. Bu hareket bir kaza, kayıp, iflas, ani bir olay ve öfke olabilir. Uzun süre harekete geçemeyen, bir yönü yatayda kalan kişiler kendisini öfkelendirecek olay ve kişileri hayatına davet eder. Her sabah kahve içen bir insan zamanla bunu otomatik şekilde yapmaya başlar. Rutine girer, durağanlık oluşur. İstemese de alışkanlık oluştuğu için içmek zorunda kalır. Bu durum zamanla keyif vermemeye başlar. İşleri planlı, disiplinli yapmak güzeldir ancak aynılık yataylık getirir. Ara sıra küçük değişiklikler yapmak, farklı perspektifler katmak, tat katacak yenilikler yapmak rutini bozacaktır. Namazın saatleri her gün değişir. Her namazı aynı kılmamak, her seferinde yenilenerek kılmak gerekir. Saatlerini bile takip etmek yenilik katıyor...

Çocukken Seyrettiklerini farkındalıkla dönüştürebilirsin

Bir kız çocuğu düşünün, doğduğu evde kurban hisseden bir anne var, yaşadığı yer, evliliği, imkanları nedeniyle annesini, babasını suçluyor, eşini suçluyor. Seçim ve onay hakkı yokmuş gibi dışarıyı suçlayarak şikayet ediyor. Benzer şekilde etraftaki ebeveynlerin de başkalarını suçladığını seyrediyor. Devleti, çevredekileri, aileleri, kurumları, dünyayı beğenmiyor ve şikayet ediyorlar. Küçükken seyrettiği dünya böyle olunca o da başlıyor her şeyde dışarıyı suçlamaya. Çocukken onun için seçimler yapan, onun yerine karar veren ailesini suçlayarak kendi iradesini görmezden geliyor. Büyüdüğünde de bu hali bırakamazsa ve idrak edemezse ebeveynleri gibi dışarıyı suçlayan ve seçimlerinin sorumluluğunu almayan birine dönüşüyor. Sonra çocukları oluyor ve biliyor ki büyüyünce çocukları da onu suçlayacak. O yüzden tüm önlemleri alıp çocukları için fedakarlıklar yapıp gelecekte suçlanmamak, pişman olmamak için her şeyi kontrol altına almaya çalışıyor. Yaşadığımız her olay kendi onayımızl...

İnandığın Kadarını Yaşarsın

Değişime inanabildiği ölçüde değişiklikler oluyor insanın hayatında. Bazen öyle uzun geliyor ki yaşadıkları, hiç bitmeyecek, değişmeyecek zannediyor. Elinden bir şey gelmezmiş gibi. Kendini de şartları da yetersiz görme eğilimi oluyor. Bu durumda çaresizlik artıyor. Kendi görebildiği dar dünyada sıkışıp kalıyor. Dünyasının dışına çıkıp bakması pek de kolay olmuyor. Oysa geniş açıdan bakabildiğinde nelerin ona duvarlar ördüğünü görebilir ve bir anda her şey değişebilir. Fazla düşünerek hayatı karmaşık hale getirebiliyor insan. Bazen daha basit düşünen, çok kurcalamayan için değişim daha kolay oluyor. Çok bilmek de yük olabiliyor. Bildiği şartlara bağlıyor. Bilmediğine kapalı olabiliyor. Bildiklerini bir kenara bırakıp yeniyi alabilen için yenideki deneyimleri almak daha kolay ve keyifli oluyor. Kasların geliştirildiği gibi konfor alanından çıkmak için de adım adım ilerleyip kaslarını geliştirebilir insan. Değişmek gerekli mi? Evet. Her şey değişim halinde. Hayat durağanlığı ...

Couple on the Backtrack - Kore dizisi

Hayatları yolunda gitmeyen evli bir çiftin bir anda değişen hikayesini anlatan güzel bir dizi: Choi Ban -do; çocuğuyla ilgilenirken kendini unutmuş, yorgun, yıpranmış, değersiz hisseden bir kadın.  Ma Jin -ju; değersiz hissettiği bir işte çalışan, evde anlaşılamadığını düşündüğü için kendini işe yaramaz hisseden, hayatı yorucu ve zor olan bir adam.  İkisi için de hayat fazlasıyla zorken birbirine karşı ördükleri duvarlar gerçekleri görmelerini, iletişim ve empati kurmalarını zorlaştırır.  Ağır gelen sorumlulukların yüküyle ve birikmiş yoğun duygularla boşanmaya karar verirler. Öfkeli, üzgün, çaresiz bir halde kendi dünyalarına çekilmişken bir anda her şey değişir.  2017 yılından 1999 yılına geri giderler. 18 yıl öncesinde 20 yaşında gençler olarak kendi ailelerinin evlerinde uyanırlar. Her şey değişmiş, pişman oldukları hayatları silinmiş, baştan başlama fırsatı bulmuşlardır. Hani deriz ya şimdiki aklım olsaydı. Tam da öyle oluyor. 38 yaşındaki akıllarıy...

Gece Yarısı Kütüphanesi Kitap tavsiyesi

Nora Seed üst üste yaşadığı zorlukların ardından işsiz kalır, umutları azalır, kendini işe yaramaz hisseder, kedisinin ölümüyle yalnızlığı daha da artar ve o gece intihara kalkışır. İşte o anda hayatında farklı pencereler açılmaya başlar. Yaşamla ölüm arasında bir kütüphanede bulur kendini. Sonsuz hayatlardan seçim yapıp istediği hayatı yaşayabileceği söylenir. İnanmaz ve umutsuzdur. Onun için iyi bir hayatın olabileceğine inanmaz. Pişmanlıklarından oluşan bir kitap verilir eline. İşte orada hayat boyu pişman olduğu küçük büyük her şey yazılıdır. Onları görmek ağır gelir ve bir daha bakmak istemez. Sonra seçim yapar. Pişman olduğu bir ana gider oradan itibaren yaşamaya başlar. Eğer gittiği hayatta hayalkırıklığı yaşarsa kütüphaneye geri döneceği söylenir. Ve yaptığı bir sürü seçimin hayalkırıklığı ile sonuçlandığına şahit oluruz. Gittiği hayatlarda kendini ait hissedemez, bir seçim iyi hissettirse de başka bir alanda pişman edecek gelişmeler olur. Her seferinde hayalkırıklı...

Bilinçaltı kayıtları ve hayat

Bir zamanlar küçüktük fark etmeden her şeyi kaydettik. Buna dokunursam bana kızarlar, şöyle davranırsam sevilirim, annem - babam beni sevmiyor o halde ben sevilmeye layık değilim, kimse beni sevmez, kendim olursam sevilmem gibi kayıtlar tuttuk. Sormadık, açıklama yapılmadı, kendi bakış açımızla, duygularımızla, subjektif olarak değerlendirdik ve o anki haliyle öylece kaydettik. Zamanla yeni deneyimler eklendi, eski kayıtları destekleyenleri kanıt olarak ekledik. Kanıtlar güçlendi. Değersiz hisseden daha da değersiz hissetti. Sevilen daha da sevildi. Baskı gören baskı görmeye devam etti. İlk kayıtlar çok önemli ancak sonraki kayıtlar farklı olursa gidişatın değişmesi mümkün. Genellikle ilk baştaki kayıtlar sonradan desteklenerek devam ediyor. Ve hayat bu döngü içerisinde aynı perspektiften sürdürülüyor. Fark ettiğimizde değiştirmek mümkün. Değişim bize bağlı. Yolu aydınlatan ışık bizim içimizde... Yeter ki aydınlatmayı isteyelim. İçimizdeki karanlığı, içine girdiğimiz çukuru değiştirmek...

Tat Almak İçin Yeniden Bakmak

Alarmının sesiyle uyanmıştı. Bedeni aynı yerde, aynı odada ve bildiği duygularla doluydu. Gözlerini açınca gördükleri aynıydı. Değişmeyenlerin verdiği güven ve huzur ile güne başladı. Her sabah yaptıkları neredeyse aynıydı. Bazılarını farkında olmadan otomatik olarak yapıyordu, hızlıca. Uyandığında yine aynı kişileri seviyor, aynı kişilere öfke duyuyor, aynı düşüncelerin dönüp dolaşmasını izliyor, dün nasıl bıraktıysa öyle uyanmak ona güvende hissettiriyor. Bu kadar aynılık içinde farklı bir gün ve değişim beklemek pek de mümkün olmuyor. İnsan hayatındakilere sıkıca tutundukça yeniyi hayatına alması o oranda zor oluyor. Bıraktıkça yeniye yer açılır ve yeniyi alabildikçe bırakmak kolay olur. Bazen zor da olsa kötü de olsa, acı da verse bırakmakta zorlanır insan çünkü o bildiği acıdır. Bilmediği korkutur, belirsizlikten neler geleceğini bilmediği için bildiğine sarılır.  Hayata güvendikçe eskiyi bırakmak ve yeniyi kucaklamak kolaylaşır. Hayatı kucaklayan, her deneyimin öğ...

Farklılıklar Zenginliktir

 Yaşadığımız olayları olduğu gibi kaydetmez beynimiz. Sol beynimiz ayrıştırıp inceler, sağ taraf duygu, düşünce ve olay esnasında etrafta olanlarla anlamlı bir bütün haline getirir. Önceki bilgi ve deneyimlerle bağdaştırarak kendine göre yorumlayarak kaydeder. Herkes kendi algısı ve koşullarına göre kaydettiği için bir anıyı anlatırken aynı şekilde anlatmazlar. O yüzden kişilerin kendi bakış açılarına gerçek diyemiyoruz. Geniş bir algıyla düşünmek mümkün olsa da insanın kendinden bağımsız, gerçek bakış açısıyla bakması pek mümkün olmuyor.  Etkilendiğimiz çok fazla faktör var ve fanusta yaşamıyoruz. Sürekli alışveriş halindeyiz. Duyularımıza takılan pek çok bilgi sürekli bizi etkiliyor. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak sürekli kaydediyoruz. O yüzden benim bildiğim doğru diyerek kendi bakış açımıza çok güvenerek haklılık tartışmalarına girmemek gerekir. Duyularımız sınırlı, algımız farklı, her şeye hakim olmamız ve kontrol etmemiz mümkün değil o yüzden başkalarına da ...

İçimizdeki alem

İçimizde duyulmayı, görülmeyi bekleyen hediyeler gizli. Bazıları karanlıklarda, boşluklarda, bazıları doluluğun içinde gizli. Herkesin kendine özgü alemi var, içerideki hazineleri görmek kendine bağlıdır. Başkası bizim içimizdeki dünyaya erişemez, destek olur, yol gösterir ama kalbimizin derinliklerinin anahtarı kendimizdedir. Herkes kendi içindeki mağaralardan mesuldür.  İnsan bazen uzaklarda arıyor, uzaklaştıkça boşluğun arttığını fark etmeyebiliyor. Bir an gelip de kendine doğru yolculuğa çıkarsa işte o zaman boşlukları dolduranın yakınlık olduğunu, içindeki alemde gizli hazineler olduğunu görmeye başlıyor.  Gördüğümüz her şeye, yaşadığımız her olaya duygularımızı katarız. Sonra dönüp baktığımızda duygular yön verir nasıl tepki vereceğimize. Duygu; anı yavaşlatır, uzatır. Duygular olmasaydı hızlıca, fark etmeden geçip giderdi zaman. Durup düşünmemizi, yavaşlamamızı sağlayan duygularımız bazen bize çok ağır gelir, bazen kuş gibi hafif oluruz. Otobüsle giderken hı...

Sorunlardan uzaklaşmak için geniş bakmak

Güzel gördüğün çoğu şey bir anda olmamıştır. Geçen yıllar, farklı bakış açılarıyla dolu insanlar, üretenler, eleştirenler, bozanlar, düzeltenler ve daha pek çok faktör katkı sağlamıştır ona. Bizim açımızdan olumlu görünmeyen olaylar da katkı olabilir. İyi - kötü, doğru - yanlış diye değerlendirmeden süreci izlemek en güzeli.  Yaşarken fark etmeyebiliyor insan. Tam da sıkıntının orta yerinde kafasını kaldırıp geniş açıyla bakamayabiliyor. Ama şöyle bir geriye çekilse, uzaktan bakabilse fark edecek. Yıllar sonra bu deneyimin ona neler kazandıracağını bir bilebilse. Geçmişe bakınca olumlu, olumsuz her şeyin bize katkı olmak için heybemizde biriktiğini görüyoruz. Yolculuk boyunca aydınlanamasa da tünel. Sonuna gelince ışıklar manzarayı tüm parlaklığıyla sunuyor ve gözlerimizi kamaştırıyor. Bazen tünelden çıkmaya hazır olmadığımız için tünel uzuyor, bazen kısa olsa da bize uzun geliyor. Gözlerimiz bir anda ışığa çıkınca rahatsız olur, belki de göreceklerimize hazır hale gele...